MİHRAC URAL'IN ORGANİZE İŞLERİ

İbrahim Yalçın – Haydar Yılmaz 

Suriye’de uzun yıllar (1980’den 1992’ye kadar) kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen ve şu sıralar Avrupa’da bulunan eski bir arkadaştan gelen telefon üzerine buluştuk. Arkadaşımız, Mihrac Ural’ın Suriye’ye geldiği günden beri en yakınında bulunmuş bir kişidir. Bu sitede yazılan her yazıyı okuduğun, bazı konuların iç yüzünü çok iyi bildiğini ve kimi olayların tanığı olduğunu söyleyerek söze başladı. Devrimci eylem ve ahlâkla kesinlikle ilgisi bulunmayan Mihrac Ural’ın “organize karanlık ilişkilerinin” devrimci hareketler ve namuslu insanlar  tarafından öğrenilmesi gereketiğine inandığı için konuşmak istediğini anlattı. 

Arkadaşın Türkiye’de yaşadığını ve ara sıra Suriye’ye gidip geldiğini de göz önüne alarak, “Yazabilirsiniz, hiç kimseden çekinecek bir şeyim yok!..” demesine rağmen, ismini şimdilik yazmayacağız. Mihrac Ural’ı kastederek, “Bu adamı on sene yazsanız yine de bitiremezsiniz. Çünkü bu adamın attığı her adım da yalan var, söylediği her sözde mutlaka bir hinlik var!..” dedi. Bizzat tanık olduğu ve içinde yer aldığı olayları anlattı. Konuşma esnasında tuttuğumuz notları olduğu gibi aktarmaya çalışacağız. 

Mihrac Ural kendi blogunun tanıtım yazısında “insanlık erdemi” gibi sözler sarfederken, insanlık düşmanı yüz kızartıcı pis işlerin (eroin ticaretinin) içinde gırtlagına kadar b... battığını öğrendik. Tahmin ediyor ama bilmiyorduk. Acilciler’e “Ser verdim, sır vermedim!..” diye yalan söylerken, eroin tüccarlarına numune veriyormuş, piyasa tabiriyle “mal” pazarlıyormuş. Bu yüz kızartıcı pis işi kimlerle ve nasıl yaptığını detaylarına kadar öğrendik. 

Zihni Alan’la arasının ne zaman ve niçin bozulduğunu, Zihni’yi neden öldürttüğünü öğrendik. Zihni Alan’ın ölümünden sonra Suriye’deki gelişmelerin detaylarını da biliyoruz artık. Cemil Esad tarafından Mihrac Ural’a konulan siyaset yasağını ve ticaret serbestliğini bilmiyorduk, yeni öğrendik. Hiç şaşırmadık ama ilk kez duyduk. 

Mihrac Ural’ın babası Zeki el Kasım Ural’ın Suriye’de kimlerle görüştüğünü, Zihni Alan cinayetini nasıl örtbas ettiklerini öğrendik. Müntecep Kesici (Şıh) yoldaşın nasıl öldürüldüğü ve ona yardım etden insanların mallarını ellerinden alarak Basit’e giriş yasağı koydukları sır olmaktan çıktı. Müntecep Kesici’nin “kaza kurşunu” ile öldürüldüğünün tamamen yalan olduğu anlaşıldı. 

Mihrac Ural ile Bedri Yağan arasındaki “soğuk savaş”ın ve Bedri’ye olan düşmanca tavrın nedenlerini, Mihrac Ural’ın DS (Devrimci-Sol) ayrılığı sırasında Dursun Karataş’a neden sığındığını öğrendik. 

Mihrac Ural, Ali Çakmaklı’nın öldürüldüğü haberinin geldiği gün Türkiye’ye kimi gönderdi? “Nebil Rahuma’yı bulun, Nebil’i öldürecekler!..” diye, karşı tarafı provake ederken ne yapmaya çalışıyordu? 

Bunları sırasıyla yazacağız. 

Tarihimizi kirleterek, onu üçüncü sınıf bir çapulcular çetesinin “suç örgütü” konumuna sokmaya çalışan Mihrac Ural’ın çirkin yüzünü ve ihanetlerini çok yönlü öğrenmemiz için bizlere  yardımcı olan herkese teşekkür ediyoruz. 

Mihrac Ural eroin-esrar ticaretinde numune taşıyor!.. 

1) Samandağlı Uzun Ömer lakaplı Bedi Hoca ömrünün sonuna kadar eroin-esrar ticareti ile uğraştı. 

2) Harbiyeli Yusuf (Nihat), eski Acilci ve Tacettin Sarı ile birlikte 12 Eylül’den önce Suriye’ye ilk kaçan kişi. Bedi Hoca’nın resmi ortağı ve onun gibi eroin-esrar ticareti ile meşguldür. 

3) Mihrac Ural (Türkiyeliler arasında Ali Hoca, Muhabarat tarafından Sırtlan lakaplı), eski Acilci, 12 Eylül öncesi kimseye haber vermeden, Tacettin Sarı’nın peşinden Suriye’ye kaçtı. Polis işbirlikçisi ve devrimcilerin katili. Türkiye’de Acilci, Suriye’de Murtada’cı, Hatay Kurtuluş örgütü lideri ya da Uruba’cı olarak geçinir. Para için yapmayacağı şey yoktur. 

4) Abu Fuvaz, Suriye vatandaşı. Cemil Esad’ın en yakın adamıydı. Cemil Esad ölene kadar gelen telefonlara bakar ve randevuları organize ederdi. 

5) Şerif, eski Acilci. 12 Eylül döneminde polise teslim oldu ve kısa bir süre hapis yattı. Hapisten çıkar çıkmaz Suriye’ye kaçtı. 30 senedir Mihrac Ural’ın yanında. Suriye’de öldürülen devrimcilerin hepsinde parmağı olan şahıs. Eroin ticaretinde Mihrac Ural’ın ayakçılığını, diğer zamanlarda şoförlüğünü yapıyor. 

6) Levent, 30 senedir Suriye’de Mihrac Ural’ın getir götür işlerini yapıyor. İnsiyatifsiz ve edilgen bir kişidir. Mihrac Ural tarafından güvenilmez tip olarak görülmesine rağmen, adam yokluğu nedeniyle kullanılmaya devam ediliyor. 

Samandağlı Bedi Hoca ve ortağı Harbiyeli Yusuf (Nihat) eroin ve esrar işinin asıl patronlarıdır. Görevleri, iyi kalitede mal temin etmek ve pazarlanacak yerin adresini Mihrac Ural’a bildirmektir. 

Mihrac Ural’ın görevi tam bu noktada başlar. Bedi Hoca ve Yusuf (Nihat)’tan gelen eroin ve esrar numuneleri Şerif ya da Levent kanalıyla alıcıya ulaştırılır. Alıcı taraf getirilen numuneleri inceledikten sonra beğenirse sevkiyat için bu kişilere talimat verirler. Şerif ya da Levent’ten gelen “görüşmenin olumlu geçtiği” haberi üzerine Mihrac Ural sevkiyatın başlaması için Bedi Hoca ve Yusuf’u (Nihat) bilgilendirir. Sevkiyat işi başlatılır. 

Mihrac Ural,Türkiye Suriye Lübnan ve Mısır arasında yapılan eroin-esrar ticaretinde Samandağlı Bedi Hoca ve Harbiye’li Yusuf (Nihat)’ın aracısı ve ayakçısıdır. 

Mihrac Ural’ın pazarladığı malın asıl sahipleri ve işin partonları olan Samandağlı Uzun Ömer lakaplı Bedi Hoca ve Harbiyeli Yusuf (Nihat), Suriye’de ve Lübnan’da deşifre olan kişilerdir. Bu nedenle,  Suriye Lübnan arasındaki sınır geçişleri veya şehirler arası yolculuklarında ciddi güvenlik sorunları vardır. Bu sorunun çözümü ve patronlarının serbestçe seyahat edebilmeleri için her seferinde devreye girmek zorundadır. Cemil Esad’ın en yakın adamı ve telefonlarına bakıp randevularını organize eden Abu Fuvaz bu işle ilgilenir. 

Abu Fuvaz gerekli görüldügü zaman Bedi Hoca ve Yusuf (Nihat)’ı Cemil Esad’ın arabasıyla dolaştırmakla görevlidir. Cemil Esad’ın arabası aranmadığı için eroin-esrar patronları sınırlarda ya da Suriye-Lübnan içlerinde kolaylılıkla dolaştırılır. 

Mihrac Ural bu işlerle uğraşırken kendisine hediye edilen meşhur beyaz mercedesle dolaşıp teslim edilen malın karşılığı 100.000.- dolarları sayarken, Acilciler 12 Eylül zindanlarında işkence görüyorlardı veya bazen aylarca aç susuz yaşıyorlardı. 

Mihrac Ural ne söylersek “Yalan!..” diyor. “Yapmadım. Ben değilim!..” diyor. İnkâr ediyor. Sorduğumuz hiçbir soruya cevap vermiyor. Çömezleri hep bir ağızdan bağırıyor. “Yapmadı, o değildi!..” diyorlar. Hiçbir önemi yok. 

Mihrac Ural’ı ikna etmeye çalışmıyoruz. Devrimci kamuoyunda ve namuslu insanların huzurunda teşhir ediyoruz. Mihrac Ural ve onun gibi ahlâksızları teşhir etmeye de devam edeceğiz. 

Evet, herşey daha netleşiyor. Mihrac Ural’ın “Ser verdim, sır vermedim!..” derken, ne demek istediğini şimdi daha da iyi anlıyoruz. Acilciler’e sır vermezken, eroin kaçakçılarına numune veriyormuş. Yazıklar olsun!.. 

Siyaset yasaklı Mihrac Ural, Zihni Alan’ı (Yusuf’u) nasıl ve neden öldürttü? 

Zihni Alan (Yusuf) 12 Eylül 1980 darbesinden kısa süre sonra Suriye’ye çıktı. Aralık 1987’de yapılan THKP-C/Acilciler 1. Kongresi’nde MK yedek üyesi seçildi. 1992’de öldürülmesinden iki sene öncesine kadar Mihrac’ın yanında olmuş ve tüm sırlarını bilen üç kişiden birisidir (Şerif ve Levent’le beraber). 

Orta-Doğu’da Arapça okumayı yazmayı öğrenen tek kişidir. Uzun süre Acilciler’in Orta-doğu’daki bürokratik ilişkilerinde tercümanlık yaptı ve bölgede bulunan devrimci örgütlerle ilişkileri Acilciler adına yürüttü. Türkiye’den gelen yoldaşların siyasi eğitimleri konusunda sorumlu oldu. 

Cemil Esad ile Mihrac Ural aracılığıyla tanıştı ve bu kişinin güvenini kazandı. 1980’den 1990’a kadar Zihni Alan ile içtikleri su ayrı gitmeyen Mihrac Ural’ın arası bu tarihten sonra açıldı. Zihni Alan öldürülmeden bir süre önce Mihrac Ural ile Cemil Esad’ın arasına karakedi girdi. Neden? 

Mihrac Ural, Lazkiye’de  evinin arka tarafında bir benzin istasyonu aldı (1989). Benzin istasyonu çevresinde harabe evler ve dükkânlar vardı. Benzin istasyonu iyi iş yapıyordu. Cemil Esad burayı Mihrac Ural’dan almak istedi. Önce istasyonun çevresindeki harabe evleri ve iş yerlerini satın aldı. Arkasından benzin istasyonunun kendisine satılmasını istedi ve Mihrac’ın elinden aldı. Asıl amaç, Mihrac’ın yavaş yavaş tasfiye edilmesiydi. Mihrac Ural,Cemil Esad’ın her türlü desteğine rağmen Hatay Kurtuluş Örgütü’nü geliştiremedi. Yanında bulunan ve hergün azalan Acilci militanları Hatay Kurtuluş Örgütü üyeleri olarak tanıtması da işe yaramadı. Mihrac’ın yanında kimsenin kalmadığı Cemil Esad’ın gözünden kaçmadı. Bu ve benzeri olaylar, Cemil Esad’ın Mihrac’a olan güvenini yitirmesine neden oldu. 

Mihrac’ın yüzüne karşı, “Sana istediğin herşeyi verdim, ama sen hiçbir ilerleme kaydedemedin. Verdiğim 25’in 23’ünü bitirdin!..” dedi. Örnek olarak PKK’yi gösterdi. Hatay Kurtuluş Örgütü sorumluluğundan aldı. Siyaset yapmasını yasakladı. Görevi, Zihni Alan’a devretti. 

Mihrac’ın sadece ticaret yapmasına izin verildi. Bu olay üzerine başka bir yerde benzin istasyonu aldı. Naim ve Sacit Kumlu’nun çalıştığı benzin istasyonunun yakınlarında aldığı yeni benzinlik eskisi gibi iş yapmadı. Naim ve Sacit’i taciz ederek onları oradan uzaklaştırmak istedi. 

Öte yandan, Türkiye’den gelen otobüslerde kaçak olarak getirilen battaniye yağ soba sigara gibi ürünler Naim ve Sacit kanalıyla Suriye’de satılıyordu. Mihrac Ural baskı yaparak battaniye soba yağ ve sigara işinin kendisine devredilmesi istiyordu. Bir defasında A.S. ile birlikte buraya baskın yaptı. Bir süre sonra adamları (Abusteyf, Haydar ve Şerif ) tarafından bizzat Sacit Kumlu’nun evine baskın düzenletti. Sacit’in evinde bulunan telefona bile el koymak istediler. Baskın haberinin, Sacit’in Suriyeli kayın biraderi duydu ve Abusteyf  bu kişi tarafından yakalanarak tokatlandı. 

Mihrac Ural için herşey paradır. Para için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Türkiye’den Suriye’ye sırtlarında deri ceket getiren kaçakçıların ceketlerini çaldığına bizzat tanığım. Kaldı ki, bu kaçakçılar gelirken yanlarında birkaç tane devrimci getiren insanlardı. Bu adamları bile soydu diye konuşmasını sürdüren arkadaşın isimlerini verdiği bazı insanlarla ilişki kurmak ve bu anlatılanların onayını aldıktan sonra yazmaya karar verdik. 

Siyaset yasaklı Mihrac Ural, paranın kokusunu aldığı her yere burnunu sokmaya çalışırken Yusuf ( Zihni Alan) ile gizli savaş halindeydi. 

Mihrac Ural’ın Cemil Esad’ın dışında başka ilişkileri de vardı. Bu ilişki, Baas Partisi kurucuları arasında yer alan eski Urubacı kadrolar ile babasının kurduğu eski ve köklü ilişkidir. Zeki el GAMİN ve Muhammed el ZARKA gibi ilişkileri vasıtasıyla siyaset yasağını kaldırtmak istese de, bu kişiler Cemil Esad’la karşı karşıya gelmek istemedi. 

Mihrac Ural’a konan siyaset yasağı ile Zihni Alan’ın etkinliği arttı. Cemil Esad ile ikili görüşmeleri Yusuf yapmaya başladı. 

ZİHNİ ALAN (YUSUF) ÖLDÜRÜLÜYOR 

Zihni Alan ile Mihrac Ural arasındaki iplerin gerilmesine Haydar Yılmaz olayı da eklenmelidir. 1989’da hapisten kaçarak Yunanistan’a geçen Haydar Yılmaz’ın Yunanistan’da olduğu haberi üzerine örgüt içinde yeni bir huzursuzluk ortaya çıktı. Yusuf, Haydar’dan gelen haberlerin iyi olmadığını, Haydar’ın bacaklarından rahatsız olması nedeniyle yardım edilmesi gerektiğini söyledi. Mihrac Ural bu konuya sıcak bakmadı. “Ne yapacağı belli olmaz, bu adama dikkat etmek lazım!..” diye meseleyi geçiştirmek ve Haydar hakkında kuşku yaratarak gözden düşürme yoluna girdi. 

Libya sorumlusu ve MK yedek üyesi Sami’nin daha önce kaçırılarak öldürülmesi ve öldürülmeden  önce elinden zorla alınan Yusuf hakkında karalayıcı iftira yazısı sağa sola yollandı. Yusuf’un “hain” olduğu ve cezalandırılacağı yolunda yoğun propaganda yapıldı. Karşılıklı sürtüşmelerin iyice yoğunlaştığı bu dönemde Yusuf, Fransa’ya geldi ve elinde bulunan belgeleri göstererek Mihrac Ural’ın ihanetlerini saydı sıraladı. Fransa’da konuştuğu herkes tarafından uyarıldığı halde Yusuf uyarıları dikkate almadı.Fransa’dan Suriye’ye dönüşünden kısa süre sonra, Cemil Esad’a telefon ederek randevu istedi. Kararlaştırılan gün ve saatte randevuya giderken yolda önü kesildi ve kurşunlanarak katledi. 

Yusuf (ZihniAlan)’un Cemil Esad ile olan randevu saati, Cemil Esad’ın randevularını organize eden Abu Fuvaz tarafından Mihrac Ural’a bildirildi ve bu bilgi üzerine Yusuf’un gideceği yola pusu kuruldu. 

Abu Fuvaz uzun süre Mihrac Ural’ın Eroin ticaretinde aracılık ayakçılık yaptığı kişileri Cemil Esad’ın arabasıyla istenilen yere güvenlik içinde götürüp getiren kişidir. Eroin ticaretinde Mihrac Ural’dan pay aldığı için, Mihrac Ural tarafından daha önce zaten ayarlanmıştı. 

ZİHNİ ALAN (YUSUF) ÖLDÜRÜLDÜKTEN SONRA NE OLDU? 

Zihni Alan’ı Süleyman’ın kullandığı arabada arkada oturan Döşemeci Sami öldürdü. Süleyman ve Döşemeci Sami, 1.Kongre döneminde Suriye’de bulunan tüm yoldaşlar tarafından tanınan kişilerdir. Burada önemli bir ayrıntıyı da belirtmek gerekiyor. Döşemeci Sami, Zihni Alan’ı (Yusuf)’u öldürmeye şantaj yapılarak mecbur edildi. Olaydan kısa bir süre önce, Döşemeci Sami, burada yazmak istemediğimiz ahlâki bir nedenle “suç üstü” yapılarak uygunsuz bir halde yakalandı. Döşemeci Sami bu vesileyle cezalı iken, “Yusuf’un işini bitirme” karşılığında serbest bırakılacağı sözü verilerek “ikna” edildi. Bu pazarlığı Mihrac Ural yaptı. 

Yusuf öldürüldükten sonra, Mihrac Ural ve döşemeci Sami kaçtı. Levent, Şerif ve Haydar, Cemil Esad tarafından yakalanarak tutuklandı 15 gün sorguya çekildi. 15 gün sonra serbest kalan Haydar, Mihrac Ural ile olan ilişkisini kesti ve kaynanasının evine yerleşti. Daha sonra, yapılan tehdit ve gözdağına rağmen izini kaybettirdi. Levent, sıkı bir sorgudan sonra Mihrac Ural’a konulan siyaset yasağına kesinlikle uyulacağı sözünü vererek serbest kaldı. Mihrac Ural ise heryerde aranmaya başladı. 

ZEKİ EL KASIM URAL SURİYE’DE 

1930’lu yılların URUBA hareketi kadrosundan Zeki el Kasım Ural, oğlu Mihrac’ın arandığı haberini alır almaz Suriye’ye geldi. 1930’lu yıllardan beri tanıdığı URUBA kadrosundan arkadaşlarını ziyaret etti. Bu kişilerin daha önce fotoğraflarını yayınladık. Bunlar, eski sağlık bakanı  Vehib el Gamin ve Mihrac Ural’ın “ feyz aldığım üstadım” diye söz ettiği Muhammed el Zarka’dır. 

Zeki el Kasım Ural daha sonra yanına Levent’i de alarak Cemil Esad’ı “ziyaret” etti. Bu görüşme sırasında Baba Ural, Cemil Esad’a olu Mihrac Ural tarafından öldürtülen Zihni Alan (Yusuf)’un Türkiye’deki ailesine “Kan Parası” vermek suretiyle anlaştıklarını ve hiçbir sorun kalmadığını, bu bakımdan Mihrac Ural’ın bağışlanmasını istedi. Mihrac Ural’ın siyaset yapmayacağı ve sadece ticaretle uğraşacağı sözünü verdi. Cemil Esad “Mademki kan parası vererek anlaştınız, o halde benim için de bu mesele kapanmıştır. Suriye’de kalmaya devam edebilir!..” dedi. 

Affedilmiş olmasına rağmen Cemil Esad’ın ölümüne kadar ortalıkta dolaşmadı. Mihrac Ural’ın bu tür ilişkileri örgütsel açısından utanç vesilesidir. Orta-Doğu’nun siyaset sahnesinde, yabancı servislerin ayakları altında, onların oyuncağı durumuna düşmüş ve üç beş dolar karşılığında onursuz bir yaşamı seçmiş olan Mihrac Ural ve iki kişilik çetesi, Acilciler adını kullanarak bu ismi kirletmeye devam ediyor. 

Esrar eroin silah ticareti yapmalar, mütaahitlik gazinoculuk hayalleri kurmalar, yazlık kışlık ev villa köy satın almalar, pansiyonculuk ve hırsızlık yapmalar, say sayabildiğin kadar. Daha önemlisi, bütün bunları yaparken siyaset palavrası atmalar!.. 

Öyle değil mi?.. 

Siyaset soytarılığı yaparak bu pislikleri kapatabilir mi?.. 

Kapatabileceğini iddia eden ahmak var mı?.. 

Mehmetçik Mehmet Yavuz’u saymıyoruz. Onu çok iyi tanıyoruz. Mersin’den kamyoncu iş adamlarını Basid’e götürüp Mihrac Ural’ın masasında yemek yedirterek yaptığı yalakalıklarına o iş adamları da inanmıyorlar artık. Devrimci katili, örgüt hırsızı, eroin kaçakçısı, gizli servis elemanısahtekârın iğrenç ilişkilerini ortaya çıkarttık. Mihrac Ural’ı çırılçıplak sokağa saldık. Devam edeceğiz!.. 

MÜNTECEP KESİCİ (ŞIH) ÖNÜMDE ÖLDÜRÜLDÜ 

“Mihrac Ural’ın Organize İşleri”ni konuşmaya devam ediyoruz: 

Mihrac Ural, fitne eker, güvensizlik biçer. Dolaştığı cezaevlerine bakın, onun kaldığı yerlerdeki insanlara bakın. Bu adamın bulunduğu heryerde kimse kimseye güvenmez. Herkesi herkese karşı kışkırtır. Yalan söyler, arkadaşlar arasına güvensizlik eker. Mihrac için paradan başka hiçbir şeyin önemi yoktur. 1979’da Adana Cezaevi’nde beraberdik. Adana Sebze Hali’nden komüne gelen sebzelerin meyvelerin satılmasını ve parasının gönderilmesini istiyordu. Suriye’ye ayak basar basmaz derin bir “Ohhh!..” çekti. “Yırttık yırtık, bir daha beni ele geçiremezler!..” dedi. Eliyle ayıp işaretler yaptı. “İstirahat cephesi” dediği Suriye’de 30 senedir herkese yalan söyleyerek işlerini yürütüyor. 

Kendi yakın akrabası olan ve Antakya’da herkes tarafından sevilen Müntecep Kesici (Şıh)’nin ölümüne “Kaza oldu!..” diye yalan söylüyor. Müntecep Kesici’nin örgüt içindeki varlığından en çok rahatsız olan Mihrac’ın kendisiydi. Müntecep, açık açık ve hiç çekinmeden, Ali Sönmez’i ve Mihrac’ı eleştiriyordu. “Biz buraya Arap milliyetçiliği yapmaya gelmedik!..” diyordu. 

Müntecep’in öldürüldüğü gün Basit’teydim. Öldürülmesinden on dakika önce kendisiyle konuştum. Mihrac’ın adamları ile konuşmaya gidiyordu, gitmemesini söyledim. Beni dinlemedi ve gitti. Münakaşa ve kargaşa esnasında az ilerdeydim. Bir süre sonra  döndü ve tam otobüse binmek üzere iki eliyle otobüsün kapısında tutunduğu esnada yanına sokulan bir kişi silahı böğrüne dayadı ve ateş etti. Müntecep olduğu yere yığıldı. Yanına uzun süre kimse yaklaşmadı. Göz göre göre orada öldü. 

Mihrac Ural kaza kurşunu ile öldüğünü iddia ederek yalan söylüyor. Müntecep öldürüldükten sonra, Müntecep’e yardım ettiğinden şüphelendiği herkese saldırmaya ve tehditler yağdırmaya başladı. 

Karataşlı Zihni Kangal ile Müntecep Kesici’nin arası iyiydi. Kaçakçılık yapan Karataşlı Zihni Kangal, Müntecep’i ara sıra evinde misafir ediyor ve ufak da olsa harçlık veriyordu. Müntecep’ten sonra, Zihni Kangal’ın elindeki tekneye el koydular. Zihni Kangal’ı Basit’ten alarak Cemil Esad’ların köyü Kırdaha’ya götürdüler. Orada feci şekilde dövdüler. “Bir daha Basit’e gelmeyeceksin!..” dediler. 

Zihni Kangal’dan sonra sıra Sacit Kumlu’ya geldi. Mihrac Ural, Murat Sahillioğlu (Semir) vasıtasıyla Sacit Kumlu’ya bir mektup gönderdi. Mektupta, “Yoldaş, Zihni Kangal’ın teknesine el koyduk. Bu arada senin tekneyi de bir süre formalite icabı alacağız. Ama sakın aklına birşey gelmesin. Bu bir formalitedir. Bir süre sonra tekneyi iade edeceğiz!..” denilmesine rağmen, Sacit Kumlu’ya teknesini bir daha vermediler. Müntecep Kesici ile arası iyi olan herkesi korkutmaya yıldırmaya sindirmeye çalıştılar. Müntecep Kesici’yi öldürdükleri yetmiyormuş gibi, “Müntecep yoldaş!..” diye mezarı yapmaları ve ağıt yakmaları bile, yaptıkları ahlâksızlığı anlatmaya yetmez mi? 

Mihrac Ural pislik yapmaya Suriye’de başlamadı. Türkiye’de iken pisliklerin içindeydi. 1978’de yakalandıktan sonra yaptığı ihanetlere devam etmesi için Suriye kapısı açıldı. 

PKK İHBAR EDİLDİ 

Mihrac Ural’ın sıkıştığı yerde “Kadim dostum Ali yoldaş, Apo!..” diye, yalakalık yaptığına bakmayınız. PKK’ye ve APO’ya düşmandır. Suriye’de umduğu yere gelememesi, PKK’nın büyürken Acilciler’in küçülmesi, Cemil Esad’ın karşısında boynu bükük kalmasına neden oldu. 

Cemil Esad’a “APO benim kadim dostum, ne yapmak istiyorsa benim onayımı almadan yapmaz!..” diye kendini pazarladı. Apo’ya ve PKK’ye “Cemil Esad ve Muhabarat, ben olmasam size baskı yapar!..” diye yalan attı. Her zaman ikili oynadı. 

1982’de Trablus’dan bir araba yükü silah Suriye’ye getirilmektedir. Lazkiye yakınlarında araba bozulur ve arabadaki PKK’lılar Mihrac Ural’a yardım isterler. Mihrac Ural bu kişilerin arabalarının tamiri için usta bulur ve yollar. Bir süre sonra, yollarına devam eden PKK’lıların önü Muhabarat tarafından çevrilir. PKK’liler tutuklanır. Arabadaki silahlara ve mühimmata el konulur. İhbarı yapan, Mihrac Ural’dır. 

Mihrac Ural, kendi blogunda, Abdullah Öcalan’ın “25 yıllık mektuplar” edebiyatı yapsa da bilinç altında Apo’ya düşmanlık yatmaktadır. 

Abdullah Öcalan, hiçbir zaman Mihrac Ural’a güvenmedi. Niçin güvenmediğini de hery erde dile getirdi. Haydar Yılmaz’a, Mihrac Ural için “Bunlar celepçidir!..” diyen Abdullah Öcalan’ın bizzat kendisidir. Mihrac Ural’ın, Apo’ya sığınmak için yalakalık yapması hiçbir işe yaramaz. Apo’nun ciddiyet alanının dışında kaldığını çok iyi biliyoruz. 

Haydar Yılmaz “Apo ile en son ne zaman ve nerede görüştün?..” diye sordu. Mihrac Ural bu soruya cevap vermedi. Soruyu tekrar ediyoruz. Sakın ola ki, “esrar eroin ticareti yaptığımı kadim dostum Apo’ya söyledim!..” demeye kalkma. Gırtlağına kadar batmış olduğun pisliği başkalarına da bulaştırma. Senden her türlü pislik beklenir. 

Bedri Yağan ile arası neden bozuldu? 

Devrimci-Sol içinde yaşanan ayrılığın öncesinde Bedri Yağan Suriye’ye gelir. Acilciler’in yıllardan beri orada olduğunu ve Mihrac Ural’ın Muhabarat ile ilişkisini bildiği için, Orta-Doğu’da kendilerine yardımcı olacaklarını düşünmektedir. Zihni Alan (Yusuf) ve Mihrac Ural ile tanışır. Türkiye’ye dönmek için dönüş yolunu bilen bir “rehber kaçakçıya” ihtiyacı vardır. DS ile ilişki kurmak, Mihrac Ural için önemlidir. Her türlü yardıma hazır olduğunu bildirir. Bedri’yi kullanmayı ve dışlanmışlık çemberini kırmayı hesaplamaktadır. 

Zihni Alan (Yusuf), Abu İsa adında 60 yaşlarında bir kaçakçının ile Bedri’nin Türkiye’ye dönüşünü organize eder. Daha önce yazıldığı gibi, Bedri Yağan’nın dolandırılması bu süreçte gerçekleşir. Ödünç silah verilir, iade edilmesine rağmen, “Silahı almadık!..” denilir ve Bedri’den 40.000.- Suriye lirası alınır. 

Türkiye’de bir süre kaldıktan sonra tekrar Suriye’ye dönen Bedri Yağan, dolandırıldığını öğrenir ve Mihrac Ural ile tüm ilişkisini keser. Zihni Alan (Yusuf)’dan, “Mihrac’la ilgisi ilintisi olmayan sağlam bir ilişki” bulmasını ister. Yusuf, Sacit Kumlu’yu Bedri Yağan ile tanıştırır. Bundan böyle, Türkiye girişler çıkışlar Sacit Kumlu aracılığıyla yapılır. Zihni Alan ile sürekli temas halindedir. 

Zihni Alan (Yusuf) öldürüldükten sonra, Suriye’de bulunan Türkiyeli devrimci örgüt temsilcileri Şam’da bir toplantı yapar. Toplantıya DS adına Bedri Yağan katılır. Mihrac Ural’a karşı en sert tavrı koyar. Bedri bu sırada DS’den yeni ayrılmış ya da ayrılık aşamasındaydı. Toplantıda “Siz burayı babanızın çiftliği mi zannediyorsunuz? Biz bu cinayetin hesabını soracağız!..” dedi. Bu tavır karşısından korkuya kapılan Mihrac Ural, Dursun Karataş’ı arıyor ve “İstediğiniz olanakları sunabiliriz!..” diyor. Bedri Yağan hakkında el altından yalan yanlış haberler pompalamaya başlıyor. 

Bizler (Haydar Yılmaz ve İbrahim Yalçın) bu anlatımları dinledikten sonra, ismi sıkça geçen Sacit Kumlu ile ilişki kurmak ve olayın aslını kendisinden dinlemek istedik. Kendisi ile ilgili söylenen olayları sorduk. Söylenen herşeyin doğru olduğunu söylemesi ve kendi isminin yazılmasında da hiçbir sakınca olmadığını belirtmesi üzerine yazmaya karar verdik. 

SACİT KUMLU, MİHRAC URAL’I ANLATIYOR. 

Sacit Kumlu bugüne kadar duymadığımız birçok konuyu da gündeme getirerek açıkladı. Mihrac Ural’ın hapisten kaçtıktan üç gün sonra Karataş’a geldiğini söyledi. Karataş’tan Suriye’ye kendi balıkçı teknesiyle Basit kasabasına kadar götürdüğünü anlattı. Sadece Mihrac’ı değil, 1981’de Mihrac Ural’ın babası Zeki el Kasım Ural’ı da oğlunu görmesi için Suriye’ye götürenin kendisi olduğunu açıkladı. Mihrac Ural’ın Suriye’ye ayak basar basmaz, ellerini havaya kaldırarak “Kurtuldum, kurtuldum!..” diye çığlık attığını da bu konuşmadan öğrenmiş olduk. 

“Dağlarda ot yiyerek, aç susuz dolaştım!..” sözlerinin palavra olduğunu, Suriye’de hiçbir zorlukla karşılaşmadığını, gelişinden sekiz gün sonra Lübnan’a bizzat kendisinin gönderdiğini  anlattı. Lübnan’a gidiş nedeninin ise, Sağmalcılar’dan firar eden Filistinlileri görmek ve “sizleri bizim örgüt kaçırdı” diye onlardan faydalanmak amacında olduğunu özellikle belirtti. 

“Aç susuz kalmak şöyle dursun, her sabah soframızda yeşil zeytin, bal, yumurta ve peynir eksik olmadı” diyen Sacit Kumlu, Mihrac Ural’ın tam bir “bukalemun” olduğunu, yazdığı yazıları okudukça onu daha iyi tanıdığını, yazdığı herşeyin yalan olduğunu söyledi. 

Sacit Kumlu eski bir Acil taraftarıdır. 1978’de Adana Karataş’ta dönemin Adalet Bakanı Mehmet Can’ın Karataş’a gelişi sırasında yolunun kesilerek protesto edilip taşlanması olayından Yusuf Ünver’le birlikte toplam 11 kişi 3’er ay hapis yatmışlar. Ömer Ödemişi o dönemden tanıyor. Ömer Ödemiş’in babasının Karataş’ta öğretmenlik yaptığını, kendisinin Acilciler arasına girmek istediğini, fakat “polis” olabileceği şüphesiyle 30-40 kişilik toplantıların dışında yanlarına yaklaştırılmadığını anlattı. 

Sacit Kumlu, Nebil Rahuma yoldaşı da tanıyor. Nebil Rahuma 1980 başlarında Karataş’a geliyor ve Adana-Karataş yolu üzerinde bulunan Amerikan radarlarının izlenmesi talimatını veriyor. Sacit ve orada bulunan arkadaşlar günlerce buğday tarlalarının içine gizlenerek bu tesislere girenleri çıkanları gözlüyorlar. Radar ve çevresinin krokilerini çizerek Nabil Rahuma’ya veriyorlar. 

Sacit Kumlu’ya göre, Mihrac Ural bukalemun gibidir. Her kılığa girer. Her sahnede göbek atar. Hırsızlık dahil herşeyi yapar. Sadece devrimcilerin katilidir. Kaçakçıları kullanır ama hiçbir kaçakçıyı öldüremez. Devrimciler kan davası gütmez. Kendini devrimcilerden küçük bir kıvırtmayla kurtarır ama bu kaçakçılar için sözkonusu bile olmaz. Kaçakçılar kan davası güder. Mihrac intikamdan korkar. 

Mihrac Ural, örgütü bitirmek için elinden gelen herşeyi yaptı. Bedri Yağan örgütünü diriltmeye çalışırken, Mihrac öldürmek için uğraşıyordu. 

Sacit Kumlu’ya Mihrac Ural’ın Cemil Esad’la nasıl tanıştışını sorduk. 

Verdiği cevap aynen şöyle: “Mihrac Ural’ın Suriye’ye geldiği günlerde Müslüman Kardeşler örgütü Suriye’de bombalama eylemleri yapıyordu. Bu eylemler sırasında millet sağa sola kaçışıyor ve muthiş bir panik oluyordu. Mihrac Ural da bu panik ortamında Cemil Esad’ın zibidi adamları ile Alevi kızlarının can kurtarıcılığını yapıyordu. Bombalama eylemleri olmasa bile Cemil Esad’ın adamları ile geceleri Alevi köylerine kurşun yağdırıyorlar ve arkasından kurtarıcı olarak köye giriyorlardı. Amaçları, halkı savunuyor gözükerek Cemil Esad’a sempati toplamak ve alevi kızlarına kur yapmaktı!..” diyor. Suriye’ye gelişinden kısa süre sonra bu kişilerle nasıl tanıştığını bilmiyor. 

MİHRAC URAL’I  PARİS’DE KİM İHBAR ETTTİ? 

1988’de Fransa’da İbrahim Yalçın’la birlikte elli kişilik grubun örgütten ayrılması üzerine Mihrac Ural yedi veya sekiz kişilik bir ekiple Suriye’den Paris’e geliyor. Hem bu ayrılığı bölmek, hem de daha önce örgütten ayrılan insanlara gözdağı vermek amacındadır. Gelmeden önce, örgütten ayrılarak ticaretle uğraşan ve çok para kazandığını sandığı kişilere haber göndererek tehdit ediyor. “Bizim sayemizde zengin oldunuz, bize para vereceksiniz!..” diyor. Tehdit edilen kişiler arasında, Murat Sahillioğlu (Semir, Ertan) ve Tayfur Sahillioğlu (Diyalektik Memet) de vardır. Bu kişiler paniğe kapılıyorlar. İbrahim Yalçın ve Ali Sönmez’le birlikte hareket ediyormuş gibi gözükmeye çalışıyorlar. Bekledikleri yakın ilgiyi göremedikleri için tek başına kalıyorlar. Mihrac Ural’dan kurtulmanın çaresini arıyorlar. Buldukları yöntem, ihbarcılıktır. Fransız istihbarat teşkilatına bir ihbar mektubu yazıyorlar. İbrahim Yalçın’ın evinin yakınlarında bulunan bir postahaneden bu mektubu yolluyorlar. Fransız polisi operasyon başlatıyor ve İbrahim Yalçın da dahil olmak üzere Mihrac Ural ve adamları evleri basılarak göz altına alınıyor. Mihrac ihbar mektubunu kimin yazdığını bilmesine rağmen “Onları kim ne yapsın, ben bunu İbrahim Yalçın yaptı derim!..” diyor ve öyle de yapıyor. Yıllar sonra Paris’e gelen Sacit Kumlu, Tayfur Sahillioğlu (Diyalektik Memet) ile sohbet ederken, Tayfur’dan “Mihrac Ural’ı kendilerinin ihbar ettiğini” öğreniyor. Tayfur’un, “Biz adamı böyle yaparız!..” dediğini bize anlatıyor. 

Gerçekler ortaya çıkıyor ve sahtekârların suratında tokat gibi patlıyor. 

Mihrac Ural’ın pis ilişkileri bitmek bilmiyor. Devrimcileri katletmeden ihbarcılığa, gazino patronluğu hayallerinden turizmcilik ve ithalat ihracat işlerine, hırsızlık olaylarından esrar eroin ticaretine kadar her türlü pisliğin içinde gırtlağına kadar batmış bir sefille uğraşıyoruz. 

Utanç verici, yüz kızartıcı ne varsa  orada adı geçiyor. Biz söylemiyoruz, birçoğunu kendisinden öğrendik. Elimizde yüzlerce sayfalık çetleşme duruyor. Çoğunu oradan öğrendik. Bunları yazdıkça, insanlar bize ulaşıyor ve bilmediğimiz kirli ilişkileri anlatıyor. Bire bir yaşadıklarını ve tanığı oldukları olayları  anlatıyorlar. Söylediklerimizin belgesi bilgisi tanık anlatımları vardır. Kimlerle hangi tür pis işlerin içinde olduğunu yer zaman ve isim vererek yayınlıyoruz. 

Amacımız, halâ devrimci olduğunu iddia etme cüretini gösteren bu ahlâksız adamın devrimcilere anlatmak ve bu tiplerin devrimci değerleri kirleten sahtekârlar olduğunu açığa çıkarmaktır. 

Biz kendi içimizdeki haini geç de olsa yakaladık. Bu hain Mihrac Ural’dır. Yakalandığı an polisle anlaştı. Acilciler’i tasfiye etmek (kendisi “ehlileştirmek” diyor) için söz verdi. Düzmece bir ifade ile “tutuklandı”. Bunları ispat ettik. Yıllarca ihanetini gizledi. Bugün bile nerede nasıl ve ne zaman yakalandığı tam olarak belli değil. Kendisine sorarsanız, “10 Mart 1978 Ankara!..” diyor. Gazeteler çok farklı şeyler yazıyor. Kimi gazeteler Bursa’da yakalandığını, kimileri de Samsun’da yakalandıgını yazıyor. Bunların hangisi doğru? Halâ bilinmiyor. 

MİHRAC URAL NEREDE YAKALANDI? 

14 Mart 1978 tarihli Milliyet gazetesinin sekizinci sayfasında, aynen şunlar yazılı. “İstanbul, Bursa ve Samsun’da yapılan operasyonlarda yakalanan THKP-C Acilciler grubuna bağlı dokuz kişinin, banka soydukları, çeşitli patlama olaylarına karıştıkları ileri sürülmüştür. Bursa’da ..... tutuklanmıştır. THKP-C grubundan İbrahim Evren ve Mihrac Ural Samsun’da yakalanmıştır!..” diyor. Doğru mu peki? Yalan söyleyen kim? Mihrac Ural, Samsun’da yakalandı da, orada mı polisle anlaştı? Bursa’da yakalandı da orada mı anlaştı? Yoksa, Ankara polisi ile mi anlaştı? 

Aradan otuz seneden fazla zaman geçti, ortada polis ifadesi yok. Otuz sene önce gösterdiği polis ifadesi de kaybolmuş. Ne tesadüf. Av.Nizar Özkaya kendisiyle birlikte hepimizin avukatıydı. Bizim ifadeleri kaybetmemiş, sadece Mihrac’ın polis ifadesi kaybolmuş. “Yarım sayfa da olsa çıkart, biz de görelim!..” diyoruz, çıkartmıyor. Çetleşirken “Ne söylenirse söylensin, inkâr edeceksin!..” diyor. 

MİHRAC URAL İHBARCIDIR 

Büyük Balık Operasyonu adı altında, 1.Kongre’den hemen sonra, MK’nin bilgisi dışında, Suriye Muhabarat’ının talimatı doğrultusunda, ANAP binaları bombalandı. Mihrac Ural bu olayla bir taşla üç kuşu vurmuştur diye yazdık. Polisle işbirliği yaptığını daha önce itiraf eden Ali Hamam’ın bu operasyonda örgüt militanları arasında kurye olarak kullanıldığını söylemiştik. İnkâr etmişti. Ali Hamam’ın götürdüğü getirdiği insanların yüzlerini dahi görmediğini, militanları bir noktadan aldığını başka başka bir noktaya bıraktığını söylemişti. Yalan söylediğini biliyorduk. Yalan söylediğini, yakalanan doksan kişinin hepsi de biliyordu. Alın okuyun. Milliyet gazetesinde Hilmi Diken’in 25 Aralık 1987 tarihinde çıkan fotoğraflı haberi olduğu gibi aşağıya aktarıyoruz. 

“İlaç Kutusuyla Haberleşme” başlığı altında verilen haberin devamı şöyle: “Yaşlı bir kaçakçının cebindeki ilaç kapsüllerinin içinde ele geçirilen küçük pusula THKP-C örgütünün gizli haberleşme sistemini ortaya çıkarttı. Hatay polisine ifade veren Ali Bozca (Hamam) adlı kaçakçı, örgütte kurye olarak çalıştığını ve emirleri militanlara ilaç kutuları içinde ulaştırdığını itiraf etti.”!.. 

Kim yalan söylüyormuş? 

Polisle çalıştığını açıkça itiraf eden bir kişiyi (Ali Hamam’ı) böyle bir operasyonda kullanmanın anlamı açık değil mi? Bunun anlamı, çetleşirken “ehlileştirdim” dediği Acilciler’in “kapsama alanı dışında kalan” son unsurlarını temizlemektir!.. 

Bir an için, Mihrac Ural’ın doğru söylediğini ve İbrahim Yalçın’ın yalan söylediğini varsayalım. 

İbrahim Yalçın’ın  iddia ettiği gibi, Ali Hamam’ın “Götürdüğüm getirdiğim militanları polise rapor ettim!..” diye itiraf yapmadığını düşünelim. Buna rağmen, Mihrac Ural’ın yazdığı İbrahim Yalçın’ın raporunda “Ali Hamam polisle çalışıyor” diye yazdığı sözler, nasıl oluyor da dikkate alınmıyor? Samimi bir örgüt, MK üyesinin iddia ettiği böyle bir olayı ciddiye almaz ve en azından bu kişiyi devre dışı bırakmaz mıydı? Hayır, bu yapılmadığı gibi, aynı kişi (Eli Hamam) yoldaşlar arasında kurye olarak kullanılmaya devam ediyor. Böyle “hata” olur mu? Bunun adı, bilinçli ihanet değilse, nedir? Büyük Balık Operasyonu, Acilciler örgütünü bitirmek için atılan son adımdır. Bu operasyon sonunda doksan kişi yakalanmış. Muhaberat ve Mihrac Ural tarafından Acilciler ortadan kaldırılmıştır. Acilciler adı, Mihrac Ural’ın kanlı kirli ilişkilerinin örtüsü yapılmıştır. Büyük Balık Operasyonu, Mihrac Ural’ın Muhabarat karşısında kaybettiği prestijini onarmak için de kullanmıştır. 

Bu eylemlerden sonra gazetelerde çıkan Mihrac Ural kaynaklı haberler çok anlamlıdır. Milliyet gazetesinin 10 Ocak1988 tarihli haberi bu bakımdan önemlidir. 

“... PKK – Acilciler İşbirliği” başlığıyla verilen haberin devamı aynen şöyledir: “Örgüt genel sekreterliğini Ali Hoca kod adlı Mihrac Ural’ın yaptığı MK üyeleri Suriye, Fransa ve Libya’da üstlenmiş. Suriye’de Yayladağ ile Lazkiye arasında denize 200 metre mesafede kampları bulunan THKP-C’nin genel sekreteri ile birlikte MK üyeleri Levent Güregen, Şerif kod adlı Nasır Yılmaz, Yusuf kod adlı Ali Esad ve Haydar Temizalp bulunuyor. Fransa’da daha çok örgütün ekonomik işlerini yürüten MK üyeleri Salih Hoca, Zafer Gündoğdu, Mehmet Ali kod adlı Ali Sönmez ve Cemal kod adlı İbrahim Yalçın olarak belirlendi. Örgütün Libya’da Sami ve Doğan adlı iki elemanı bulunuyor.” 

Evet, bu haber anlamlıdır ve Mihrac Ural tarafından sızdırılmıştır. Haberde, Suriye’deki MK üyeleri diye geçen isimler Acilciler MK üyesi değil, “Hatay Kurtuluş Örgütü”nün MK üyeleridir. Fransa’da örgütün ekonomik işlerini yürüten MK üyeleri olarak isimleri geçen kişilerle ilgili bölüm daha da anlamlıdır. Salih ve Zafer isimleri verilmiş ama, gerçek isimleri verilmemiş. İbrahim Yalçın ve Ali Sönmez isimleri kod adlarıyla birlikte verilmiştir. Sözkonusu tarihte İbrahim Yalçın’ın ve Ali Sönmez’in Mihrac Ural’a muhalefet ettikleri göz önüne alınırsa, bu kişilerin doğrudan hedef olarak gösterildigi çok açıktır. Mihrac Ural, başkalarını “ihbarcı” olmakla suçlarken bu işi bizzat kendisi sinsice yapmaktadır. 

Bitmedi, devam ediyoruz. Mihrac Ural’ın ve Muhaberat’ın organize ettiği Büyük Balık Operasyonu ile kamuoyuna, geniş bir ilişki ağı olduğu imajı vermek için basına uyduruk bilgi sızdırmaya devam etmiştir. 

22 Aralık 1987 tarihli Milliyet gazetesinin sayfa 15’de “13 Militan Yakalandı” başlığı altında geçtiği haber aynen şöyledir: “Suriye’nin Lazkiye kentinde Basit’te PKK genel sekreteri Abdullah Öcalan, Suriye adına Cemil Esad, FKÖ adına üç kişi. THKP-C Acilciler adına, Mihrac Ural, Ali Sönmez, İbrahim Yalçın, Kemal Bayram ve Zafer hoca, Libya’dan Sami Kutlu, Türkiye’den Ferhat, Halil, Kâmil, Almanya’dan bazı örgüt mensuplarının katılımıyla oluşturulan MK toplantısında bombalama kararlarının alındığı ortaya çıktı.” 

Bu haber tamamen yalandır ve Mihrac Ural’ın senaryosudur. Örgüt MK’sinin aldığı kararlar bundan çok farklıdır. MK üyelerinin böyle bir karardan haberi yoktur. Abdullah Öcalan’ın da haberi yoktur. Bu kararı, Suriye’nin Muhaberat teşkilatı almıştır. 

Mihrac Ural, Büyük Balık Operasyonu ile bilgi sızdırmaya devam ediyor ve Türk polisiyle girdiği ilişkilerini gizlemeye çalışıyor. Abdullah Öcalan ismini olur olmaz her yerde kullanarak hem ihanetlerini gizlemek istiyor, hem de Kürtlere olan sempatinin gölgesine sığınmaya çabalıyor. 

Abdullah Öcalan’ın, hiçbir zaman Mihrac Ural’ı ciddiye almadığını defalarca yazdık. Haydar Yılmaz, Suriye’de Abdullah Öcalan’la görüşmeleri sırasında birkaç kere Lazkiye’ye gitmek istediğini dile getirdigi zaman, Abdullah Öcalan’ın Haydar Yılmaz’a “Yoldaş, bunlar celepçidir. Ama illa da gitmek istiyorsan, yanına birkaç yoldaş verelim, beraber gidin. Ama değmez!..” demiştir. 

Abdullah Öcalan, Mihrac Ural’ı Muhaberat olarak bilir ve ona göre tavır alır. Bunu bilmeyen mi var? Mihrac Ural bunu herkesten çok daha iyi bilir.